26 Eylül 2016 Pazartesi

Ev Yapımı Ekolojik Deodorant


Maruz kaldığımız kimyasal kirlilikten bir nebze kaçabilmek için uzun süredir içinde alüminyum bulunmayan roll on kullanıyordum, sonra şurada rastladığım gibi karbonatı bir tuzluk içine koydum ve su/gül suyu ile koltuk altımı ıslattıktan sonra üzerine dökerek kullandım, kokulara katlanamadığım hamilelik döneminde bu yöntem çok işime yaramıştı. Doğum sonrası evde olduğum süreçte izlediğim bir programda Erkan Şamcı'dan öğrendiğim ev yapımı bu ekolojik deodorantı denedim ve memnun kalınca burada da paylaşmak istedim. 


Ev Yapımı Ekolojik Deodorant: 

1/2 çay bardağı kakao yağı
1 yemek kaşığı karbonat
1 yemek kaşığı mısır nişastası
1 tatlı kaşığı lavanta yağı (ya da kokusunu sevdiğiniz başka  bir yağ)


Kakao yağını benmari şekilde eritip diğerleri ile karıştırıyoruz, krem kıvamına getirdikten sonra kapalı bir kaba koyup buzdolabında bekletiyoruz. Ve deodorantımız hazır hale geliyor.


Tarif bu şekilde ama ben yaparken krem kıvamını elde etmek için malzeme ölçüsünden saptım, lavanta yağını da kokusu çok ağır olduğundan daha az koydum. Bir kaç deneme sonra ideal kıvam ve kokuya ulaşabilirsiniz. Eğer beklediğinizden sert olursa parmağınız ile biraz bastırarak alırsanız yumuşamaya başladığını göreceksiniz.

Küçük kavanoz, bitmiş krem kutuları ya da kullandığınız ürünlerini seyahatlarde yanınızda taşımanız için watsons/gratis gibi marketlerde satılan küçük kutuları kullanabilirsiniz, böylelikle küçük deodorantınız çantanızda fazla yer kaplamadan size eşlik edebilir.

Sizin de bildiğiniz başka doğal bir yol varsa paylaşırsanız sevinirim.
Mutlu haftalar!


1 Eylül 2016 Perşembe

Fındık Kızım Defne İle Doğum Hikayemiz

İkinci gebelik öncekine nazaran beni daha zorlayan bir süreçti, hem mide bulantısı hem kusma, halsizlik, bel ve bacak ağrılarım çok daha fazlaydı.Son ay içinde oturduğum yerden kalkmak, araba kullanmak, arabadan inmek, 15-20 dk dan fazla yürümek işkence gibiydi, hatta son haftalarda çok zor nefes alıyordum. Doğum öncesi kasılmalarım Braxton hicks kasılmalarım oldukça şiddetliydi, Çağan'da hiç kasılmamışım dedim hatta... Defne'yi öyle aşağı inmiş hissediyordum ki sanki bacaklarımın arasına iniverecekti. Bu hissiyatımı bebek aşağı inmeye başlamış diyen doktorum da onaylayıp doğumun beklenenden erken olabileceğini söyleyince alarma geçtik. 36. haftamda bir akşam Çağan'ın pijamalarını giydirmeye çalışırken gelen ince kasık ağrısı ile elim belimde beklediğimi gördüğünde eşim "bu gece doğursaydın bir de" deyince korkarak  "olabilir" dedim ve doktorun söylediklerinden mi etkilendim acabası ile kendimi yarım kalan kapı çelengini tamamlaya vererek dikkatimi dağıtmaya çalıştım. O gece annemle yaptığım telefon konuşmasında "yavaş yavaş kasıklarıma kımıl kımıl bişeyler oluyor" deyince onları da telaşa ortak etmiş oldum. Annemler o gece jet hızı ile eşyalarını toparlayarak ertesi gün yanımıza geldiler.

Görünen tarih 26 Ocak gibiydi, Dr. 22 Ocak için ajandasına not alırken ben daha önce hatta 15-16'sı gibi olur dediğimde( çünkü hem içime öyle doğuyordu hem de 16 güzel ve uyumlu bir tarih oluyordu) gülmüştü  ama şimdi kendisi daha önce beklediğini söylüyordu. 28 Aralık'ta annemler geldiler, doğumun yılbaşından sonra olması için dua ediyordum ve çok şükür 2016'ya Defne kızımla tek bedende girdik.  6 Ocak'ta doğum öncesi izine ayrılacaktım, beni iş yerinde gören herkes "bebek iyice aşağıda aman sakın burda doğurma" diyordu, e ben de ondan korkuyordum, baktım doğurmadım son gün vedalaşırken arkadaşlara suyum geldi diye şaka yapmayı ihmal etmedim. Aslıcım bana çok kızdı biliyorum ama olsun:)


İkinci doğumum olmasının ve az çok başıma gelecekleri bilmenin rahatlığının yanı sıra, son günlerde doktorun verdiği kilo bilgisi ile ya bekledikçe Defne daha da büyürse ve normal doğum sıkıntıya girerse kokusu,  kordon dolanması, kalp durması vb. gibi olumsuzluklar olmadan kızımı kucağıma alabilecek miyim ednişesi yaşıyordum. Defne'ye hamileyken bir çok olumsuzluk geldi başıma, önce tatilde zehirlendik, tatil dönüşü neredeyse doğum kadar hiç olmadığım kadar hasta olup antibiyotik almak zorunda kalarak evde raporlu yattım,  canım Aslım ile ölümden  dönmeli ciddi bir trafik kazası yaşadık ve iş yerinde büyük bir olumsuzluk yaşayıp ilk kez birinden davacı oldum, sağ salim bir kavuşsaydık diyordum. Tüm bu bekleyişin sonuna doğru hem kendimi hem de Çağan'ı merak ediyordum. Ben bir çocuk sahibi daha olunca nasıl hissedecektim, herkesin dediği gibi onu da aynı Çağan'ı sevdiğim  gibi sevebilecek miydim,  denge kurabilecek miydim, ona ve bize nasıl yetecektim, herşeyin altından kalkabilecek miydim...


Çağan henğz kardeş olayını kavrayamamıştı, etrafında kardeşi olan arkadaşı yoktu sadece
kreşte ikizler Defne-Rana kardeşler vardı. Kardeşin gelecek dendiğinde "kapı çalacak, ding dong yapacak Defne gelecek" diyordu, ama arada okuldaki Defne hatları karıştırıyordu ve kardeşi olarak ondan bahsettiğimizi sanıyordu:) Çağan Defne'yi görünce ne yapacaktı, çok kıskanırmıydı ki...






Yılbaşından bir hafta sonra kız kardeşim geldi, artık doğum olurdu, çünkü Dr. erken gelecek dediği halde hala gelmemişti Defne. Ben 38+4'te, uyumakta ve solumakta iyice güçlük çekiyor, kasılmalar sırasında o an ne yapıyorsam bırakıp geçmesini bekliyordum. Kardeşim 1 hafta kaldı hala Defne gelmedi, günlerden 16 Ocak cumartesi olmuştu, kardeşim ertesi gün dönecekti ve doğumu kaçırmak istemiyordu. Evde herkesin gözleri üzerimdeydi. konuştuğum ve whatsapp tan yazıştığım arkadaşlarıma o gün Defne'ye verdiğim sürenin dolduğunu yazmıştım, gelmeliydi artık:) Akşam eşimin -ve benim de- iş yerinden arkadaşımızın kardeşinin düğünü vardı, aylar öncesinde davetiyeyi
aldığımda o zamana kadar doğurmamış olursam gelirim demiştim, ne uzaktı halbu ki  o tarih, gelmişti bile düğün akşamı. O gün akşama kadar düğüne gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm ve giysilerimin içinden hala düğünde insan içine çıkılabilir birşeylere  sığabildiğimi görünce gitmeye karar verdim, biraz değişiklik olsundu...Annem ve eşim yüzüme bakıp kararımı değiştirmemi beklediler ama yok, " gelinin babası doktormuş nasılsa" deyip gülüyordum, gidecektim.

Saat 18.50:Yemekten önce bir arkadaşımla yazıştım,  yoktu hala bir numara, merak etmesindi.. Telefonu elimden kitaplarım yanına bırakır bırakmaz belimde bir ağrı hissettim.  Anneme sordum, doğum ağrıları olabilir dedi.10-15 dk sonra bir tane daha. Yemekte az birşeyler atıştırdım, düğünde yiyecektim nasılsa..Masada annem yüzümden ağrım olup olmadığını kestirmeye çalışıyordu.  Ben dakika tutmaya başlamıştım, ağrılar daha  kuvvetli ve sık geliyordu. Tabağıma biraz daha yemek aldım, düğüne gitmekten vazgeçmiştim, muhtemelen doğuracaktım, karnımı iyi doyurmalıydım...




Saat 19.30: Doktorumu aradım ve durumu anlattım, ilk doğumumda sürecin hızlı ilerlediğini bu nedenle telaşlandığımı söyledim, hastaneye geçmemi istedi. O anda cumartesi gecesi adamı planından programından edeceğim diye düşündüm, ama doktorluk da böyle bir meslekti işte...Hastane çantamızı alıp kapıya çıktık, ilk doğumumda evden hep birlikte çıkıp gitmiştik, bu kez Çağan da vardı...O babam ve Bora ile evde kalacaktı, eğilip öptüm onu, gidiyordum ama doğum işte bu, ya dönemezsem? O an içimde büyük bir boşluk oldu, ne yapacağımı bilemedim, oğlumu öyle kimsesiz bırakıyormuşum gibi, bir kötümserlik, bir telaş... Yine bir dalga ile kendime geldim, hemen kendimi toparladım ve arabaya indim. Yolda giderken arkadaşlarıma whatsapp tan gelişmeleri yazıp dua istedim ve Aslı ile ilk görüntülü konuşmamızı yaptık:)

Saat 19.50: Hastaneye girdik, acil serviste beklettiler çünkü henüz ebe nöbete gelmemişti. İçimi bir sıkıntı kapladı, kos koca hastanede 1 tane mi ebe vardı, o an doğursam mesela kim bakacaktı bana? Neyse ki, çok uzun sürmeden servise aldılar bizi, orada hayatımda gördüğüm en güzel hatunlardan biri, böyle melek gibi bir ebe karşıladı, NST'ye bağladı beni. şimdi daha netti her şey, dalgalar görülüyordu.

Saat 20.00: Açıklık 3 cm. Odama yerleşip sırtı süper dekolteli o hastane elbisesinden giydim. Dalgalar daha şiddetli ama hala kasıklarımda bir his yok, olay bu kez tamamen belimde gerçekleşiyor, ne değişik, kız bebekte ağrı belden erkek bebekte kasıktan geliyor demişlerdi, doğruydu galiba.

Saat 20.22: Ebe damar yolu açtı, form dolduruyor bir yandan sorular soruyor, en son kaç saat önce yemek yediğimi sorduğunda ilk doğumumda çok aç kaldığım için bu kez güzelce yiyip geldiğimi söylüyorum -oh canıma deysin- elbette lavman yapılıyor. Koridorda yürüyüş yapıyorum. dalgalar geldiğinde dinleniyorum, yatağın başından tutup esniyorum.

Saat 22.16: Açıklık 5-6 cm. Ebeye "doğum bu gün olmaz herhalde, 12'yi geçer mi?" diyorum,  -o halde yaptığım hesaba bak, gece yarısını geçerse 17 Ocak olacak çünkü-  Çok güzel ilerlediğimi, bu gidişle gece yarısından önce doğumun olabileceğini söylüyor. Yine NST'ye bağlıyor, oysa yürüsem daha iyi hissedeceğim.  Aklım Çağan'da bir yandan, ne yaptı, uyudu mu? Onunla ayrı kaldığımız ilk gece...

Saat 22.35: Açıklık 7 cm. Dalgalar hala belimde, hala beklediğim şiddette değil, gayet dayanılabilir kıvamda. Doktorumun ne zaman geleceğini soruyorum, ekibe haber verdiğini birazdan doğumhaneye ineceğimizi söylüyor. Çağan'da doğumhaneye gittikten 2-3 dk sonra doğurduğumdan telaşlanıyorum, doktorum yetişemeyecek, nasıl olacak vs...

Saat 22.45: yavaş yavaş ıkınma hissi başlıyor, dalga kısmı bu kadar mı? Daha şiddetlenmeyecek mi? Doğumhaneye iniyoruz ebe ve bir görevli var yanımda, doğumhanenin elektrik düğmelerini bulamıyorlar, o anda kafamda milyonlarca kötü senaryo cirit atıyor, bunlar buraya ilk kez geliyorlarsa beni nasıl doğurtacaklar diyorum, derken ışıklar yanıyor, beni masaya alıyorlar ve asıl doğumu yaptıracak ebe geliyor, kendini tanıtıyor. O ebe ile birlikte içim biraz rahatlıyor, şu insana güven veren duruşa sahip, kendinden emin olanlardan biri çünkü. Sanki Nat Geo Science'de kurtardığı gebelerin belgeselini izlemişim, o anda nerden bu olumlu enerji akışı anlamıyorum, kafam güzelleşmiş demek ki iyice....

Açıklık 8 cm diyor, az kaldı. Ama benim ıkınma hissimi ne yapacağız? Tut kendini diyor, işte en zoru o. "doktorum nerede, neden gelmedi" diyorum, az önce doktor ile konuşan ebeye. "bebeğin şu kemiklerinin ardında ve gelmesi daha 10 dakika sürer" diyor,  O an ebenin beni oyalamaya çalıştığını düşündüğümden çok kızıyorum, çünkü doktorsuz doğuracağıma iyice inanmaya başlıyorum, ıkınma isteğimi dizginlemekte çok zorlanıyorum. Yine ıkınmamı kontrol etmeye çalışırken kendisi bir şeyler yapıyor, sanırım suyu patlatıyor, acele ile doktoru arıyor, nerede olduğunu soruyor ve " mekonyum var" diyor . Ben o anda kafamı kaldırıp "neeeeeğğğğ? Kakasını mı yapmış?" deyince mekonyumun ne olduğunu anlamama şaşırarak "yeni yapmış "diyerek ve elindeki bebeğin kalp atışlarını tespit eden minik portatif bir cihaza bakarak beni sakinleştirmeye çalışıyor.

Artık çok ama çok zor dayanıyorum, bebeğin sağlığından endişe ediyorum, bıraksalar da doğursam diyorum, gözüm saatte, 23.26. o anda doktorum içeri giriyor, ne durumda olduğumu öğrenip direktiflerine uymamı istiyor, ıkın dur, ıkın dur. 3. ıkınmada "dur!" diye bağırıyorlar.

Saat 23.32 : Defne geliyor. Biraz morarmış ama ağlıyor. Fındık kadar yüzü var. Çok şükür, sonunda geliyor kızım, ona sarılmak istiyorum. Tam göbek kordonunu keseceklerken " durun, kesmeyin" diye haykırıyorum. Doktorum hatırlıyor konuşmamızı,benim isteğim üzerine bekleyecekti, ama ebe çok şaşkın, bırakıp bekliyor ama solunumunda sıkıntı olabileceğinden doktorum "daha fazla beklemeyelim istersen" diyor, "tamam" diyorum, ayırıyorlar onu benden, içimde bir burukluk.... Yan tarafımda burnunu ağzını aspire ediyorlar, çocuk doktoru gelip muayene ediyor. Sağlığı iyi diyorlar, gözümün önünde, çok şükür, bin şükür kızım hoş geldin...

Onu giydiriyorlar, benim işim bitiyor ve ilk kez koynuma koyuyorlar, emzirmeye çalışıyorum. Öyle acıkmış ki... Öyle pamuk, öyle ılık ve öyle savunmasız ki...
Fındık gibi minicik suratı, kibrit gibi parmakları var.  Yine zaman duruyor, boşluktayım, sanki ilk kez bebeğim olmuş, tatlı bir karın ağrısı, heyecan, kucağımda taptaze bir can! Kızım hoş geldin...




16.01.2016
39. hafta
Saat: 23.32
Defne kızım 2760 gr, 49 cm.

Doktorum, henüz masadayken "Hiç sesin çıkmadı ya Gonca, çok iyiydin" dedi, "Benim sesim çıkmaz doğumda" dedim, güldüm. Çünkü yine nefes tekniklerine odaklanmıştım, benim için doğum sürecinden ziyade sonraki süreç çok ama çok acılı oluyordu. İlkinden farklı olarak bu doğumumda masadaki ıkınma durumunu zaptetmeye çalışmak çok zordu. Doğum, yeni bir can doğururken kendini de yeniden doğurmak, yenilenmek, arınmak gibiydi. Bir kez daha doğurdum, bir kez daha doğdum, yine anne oldum. Bin şükür.




Allah her isteyene, hayırlı zamanda, aratmadan miniği ile kavuştursun inşallah!











14 Mart 2016 Pazartesi

Memede Süt birikmesi, Angorjman ve lohusalığın kabus dolu ilk günleri...

Çağan doğduğunda 3. günde ne olduğumu anlayamadan sütle dolmuştum. Sonra acı dolu sağma işlemleri, mastit olmasın diye edilen dualar, sıcak kompresler, kanayan ve yara olan meme uçları, hiç bir işe yaramayan bir dolu meme ucu bakım kremi ve kocakarı yöntemleri derken geçip gitti süt olayları... O zaman öyle bir acı çekmedim diyordum, Defne ile güncelledim kendimi...

Doğumun ardından 3. sabah uyandığımda yine sütle dolmuş ve taş gibiydim, bir gecede nasıl olduğunu anlayamamıştım, Defne kendini 6 aylık bebek sanarcasına kuvvetli emiyordu, hem bu kez Çağan'da yaptığım gibi süt artırıcı hiç bir şey yememiş içmemiştim... Gün içinde ağrılar başladı, sıcak duş ve masajlarla bir türlü sütü boşaltamadım ve  akşam üstü sağmak için hastaneye gittim. Doğumumda bulunan ebe o öpülesi elleri ile masaj yaparak sütümü sağmama yardım etti, bir yandan dişimi sıktım bir yandan acıdan ağlayıp inledim. Hastaneden ayrılırken eve de hastane tipi süt sağma makinası kiraladım çünkü ebe bir hafta boyunca saatte bir sağarak sütü boşaltmam, kanallarda bekletmemem, 2-3 gün sonunda baktım rahatladım 2-3 saatte bir, 1-2 ay sağım yapmam gerektiğini söyledi. Sağmak demek yine  acı dolu emzirme ve aylar süren iyileşmeyen yaralar demekti, Çağan'dan biliyordum. Moralim çok bozulmuştu, elimdeki 80cc kolostruma bakıp şükrediyordum...Sütüm vardı, olsundu, şükürdü, geçerdi...

Lakin geçmiyordu, geçmiyordu, sağdıkça tekrar doluyordum, büyüyen ve yara olan meme uçlarım yüzünden Defne düzgün ememeyecek diye korkuyordum, her emzirmede ağlamak bir yana neredeyse çığlık atma derecesine gelmiştim. Mantık olarak memeyi boşaltınca vücut yerine yenisini koyuyordu, bu kısır döngüyü nasıl kıracaktım içinden çıkamıyordum. sağma işi bitince hemen telefona sarılıp okuyordum. Saat başı ılık-sıcak kompres ve ardından sağım yapıyordum-emziriyordum. Defne ne kadar emerse emsin boşaltamıyordu, ben kendimi yüzlerce kadının prolaktinini gaspetmiş gibi hissediyordum, vücudum çılgınca süt üretiyordu, ben ve annem bu sağma işi yüzünden ve uykusuzluktan bitmek üzereydik. Korkumdan su içmiyordum, süt yapıcı hiç bir şey yemiyordum ama yine de devam ediyordu. Evde sağma işlemine başladıktan 2 gün sonra yine iki memede de sertlik ve kızarıklık oldu, aile hekimine gittim ve antibiyotik başladık. Sonraki gün yine hastanede ebe yardımı ile sağım yaptık. Onca komprese, antibiyotiğe rağmen geçmiyordu, resmen kabus gibiydi, yatak odasına kapanmış durmadan çalışan su ısıtıcı, sıcak havlular, süt sağma makinasının sesi, meme ucu kremleri derken benim sigortalar atmaya başladı. Aklıma gelen sağlık çalışanlarına, yenidoğan hemşirelerine, herkese soruyordum nasıl bitecek bu durum diye. 

Kime sorduysam ya da söylediysem önce maşallah ne güzel diyordu, -ama öyle değildi işte, çeken anlayabilirdi- sonra sağmaktan başka çare yok diyorlardı. Birisi de sağımdan önce sıcak kompres sonra da soğuk kompres yapmam gerektiğini söyleyince, ben sağım sonrası annemin yapmamam için yalvaran bakışlarına aldırmadan soğuk havlular ile komprese başladım ve sonraki gün ciğerlerimi üşüterek feci hastalandım. Uykusuzluk , sağım işleri ve süt olacak korkumdan bir şey yememem beni çok güçsüz düşürdü, bu kez iğne olmaya başladım ve üzerine 1 haftalık bebeğimin sütüne ilaç karıştırıyorumun vicdan azabı eklendi.Tam 1 hafta olmuştu ve ben hala aynı şeyleri yapmaya devam ediyor ve bir arpa boyu yol alamıyordum, post partum depresyonunun kıyısındaydım sanırım, ağlamaktan, memelere masaj yapmaktan ve her seferinde aynı acıyı çekerken annemi bu kadar üzüyor olmaktan yorulmuştum. 7. günün gecesi annem boğazım için ıhlamur yapmış getirmişti, ben elimde telefon durmadan blog okuyordum, bir yerde biri bişeyler yazmış olmalıydı derken buldum! 

O gece o ıhlamuru bırakıp koca bir kupa adaçayı içtim ve rahatladım. Bir de her gün 1 diş çiğ sarımsak yuttum. Tünelin ucundaki ışığı görmüştüm sanki.

Sonrasında 24 saat boyunca tek memeden emzirip diğerini rahatlatacak kadar elimle sağarak meme terbiyesi denen şeyi yaptım. 2. gün sonunda her şey normale dönmüştü, sağma makinasını gözümün görmeyeceği bir yere kaldırdım, emzirme aralığı uzayınca meme uçlarım iyileşmeye başladı, ben de kendimi bu çıkmazdan kurtulduğum için rahatlamış hissetmeye başlamıştım.

Bir kaç gün sonra yine süt birikmesi oldu, yine başa dönüyoruz diye çok korktum ama ara ara sağarak, ılık duş alarak, masaj yaparak açtık. 

Buraya kadar süt fazlalığından olan yakınmam hakında yazdım ama 1 ay sonunda birden sütüm azaldı, neredeyse gidiyordu. Vücudumun da sigortaları attı sanırım, kendini şaşırmış halde süt üretirken birden kesmeye karar verdi. Neyseki toparladım ama tek memeden süt oldukça az, gitmek üzere. Sağım yaptığım süreçte sol meme çok yara olduğu ve sağarken daha da kötüleşip acıdığı için onu emzirip sağ memeyi sağmıştım. İşte o sağdan sürekli sağma işlemi sanırım süt üretimini azalttı, çünkü sağmak bebeğin emmesi gibi olmadığından süt git gide azalır. Defne sağ memeyi emerken düzgün yerleşemiyor olmalı ki hala arada süt birikmesi oluyor, bu birikme sırasında beyne meme dolu mesajı gittiğinden mi , masaj yaparken zedeledim mi yoksa o sağma işleminden etkilendiğinden midir bilmiyorum, sağ memede oldukça çok az süt var. Şimdi emzirdikten sonra sağarak bitmesini engellemeye çalışıyorum, bilmiyorum başka yolu var mı... Tek meme ile 2 yaşına kadar emzirenler olduğunu okuyunca içim biraz daha rahatladı. Bu süt konusunda elimden geleni yaptığımı düşünüyorum, bundan sonrası ne olacaksa göreceğiz....


Bu kez süt birikmesi hadisesini daha ağır atlattım ama meme ucunda yara falan kalmadı. Hastane tipi makinayi kiraladığım kişi sağım öncesi Lansinoh sürersem sağımın daha kolay olacağını söylemişti, lanolin doğal olduğundan sütü bozmuyor dedi. Bozsa da bozmasa da daha fazla acı çekmemek için öyle yaptım ve gerçekten fark etti, hem daha az parçalandım hem de daha hızlı iyileştim. Ayrıca Çağan'da işe yaramadığını düşündüğüm Garmastan pomad bu kez çok iyi geldi.


Fazla süt üretimi ile ilgili okurken bunun 7-8 ay sürdüğünü, defalarca mastit olup ameliyat geçirenler olduğunu gördüğümde kendimi çok şımarık ve mızmız da hissettim,elbette beterin beteri benimkinden de kötü acılar çekenler vardı ama yine de ben de çok üzülmüş çok yıpranmıştım. Doğum sonrası bu 1 hafta-10 gün, hayatımda en acı çektiğim, en kötümser ve umutsuz olduğum, kendimi en çaresiz hissettiğim, annemi üzdüğüm için vicdan azabı çektiğim ve unutmak istediğim günlerdi.Doğum sonrası beni görenler kilo kaybıma şaşırmıştı, ister istemez zayıflamış 27 beden kotuma sığar hale gelmiştim bile...

Geçmez sanıyordum üzerinden 1 ay geçti, şimdi yazıyorum ki benim gibi umutsuz olanlar o kötü günlerin geçtiğini yazan biri olduğunu görüp umutlarını yitirmesinler ve gerekirse adaçayını bir denesinler...Ama abartmadan zira sütü azaltmada çok etkili.

Haa bir de günün birinde Defne okur da onun için neler çektiğimi görür belki:)

9 Ocak 2016 Cumartesi

Beklerken...











Beklemek bana hep zor geldi ama baĞzıları var ki çok daha zor... 
Nasıl olacak, nasıl gelecek, ne zaman gideceğiz, nasıl kavuşacağız, ya bi'şeyler ters giderse kaygıları....

Bizi telaşa verdikten, eteklerimizi tutuştrduktan sonra sesi soluğu kesilen minik kız, kıs kıs gülüyor olmalısın:) Biz hazırız, ya da öyle sanıyoruz bilmiyorum, bekliyoruz işte haberin olsun:)
Ama sen zaten kendin için en iyiyi bilirsin ve o zaman gelirsin, e hadi bize kolay gelsin....

29 Aralık 2015 Salı

Kuru Dallardan Kapı Süsü



Yılbaşı yaklaşırken herkes ağaçlarını kurdu, kapısını bacasını süsledi ve geri sayıma başladı. Bu yıl bizim gündemimiz biraz daha farklı olduğundan hazırlıklarım da ona endeksli haliyle. Bir süre önce başladığım hazırlıklar son doktor kontrolünde kızımızın beklenenden erken geleceğini öğrenmemle paça tutuşmasına yol açtığından hemen kapı süsümüzü tamamlayıp aradan çıkardım.




Çağan zamanında keçeden süsler çok modaydı, şimdilerde bu sektördeki moda da değişti, ben de daha farklı bir şeyler yapma arayışındayken instagramda severek takip ettiğim bu sayfada karşıma bu süsler çıkınca çok beğendim ve bebeğin cinsiyeti belli olduğunda da yapmaya karar verdim:)





Önce kuru dallı bir çelenk aradım ancak bulamayınca kendim yapmaya karar verdim, bir kaç gün içinde de bahçeye atılan budanmış söğüt dalları imdadıma yetişti. Henüz yaş olan dalları kıvırarak telle sabitledim ve sonra Smilena'nın terasında her evin direği polisan matrix lux anti aging x1 ile boyadım.





Boyarken Ebygale'in üçgenimsi uçlu bu fırçası çok işime yaradı. 




Sonrası ise evdeki kumaşlardan gül yapmaca. Bir ara milyon tane kumaş gülden kolye yapmışlığımız vardı, yapmaya yapmaya hamlamışım.


En son da aynı kumaşlardan bunting kesip üzerine tchibo'nun harf damgaları ile isim yazdım.
Bir diy da burada sona erdi, emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür eder usulca kenara çekilip beklemeye devam ederim:) İnşallah gelmek için yeni yılı beklemesini umduğumuz kızımız da beğenir:)

Herkese mutlu yıllar!