Balerinlere ve opera sanatçılarına çok özenen, annemi büyüyünce ben operacı olacağım bak sana biraz söyleyeyim mi diye deneyen bir çocuktum ben, annem de aman çocuğum nolur böyle şakalar yapma derdi. Neyse ki annemin korktuğu olmadı, kadının kalbi temizmiş. Geçenlerde Cem Mansur, (kendisi ile ilgili belgeselde) klasik müziğin seçkin ailelerden gelmiş kimselerce dinlenen bir müzik olduğuna ilişkin bir kanı var insanımızda diyordu. Bence doğru değil, yani ben (bildiğim kadarıyla)paşa torunu falan değilim ama klasik müziğe ve dansa algım hep açıktı.
Haberiniz oldu mu bilmiyorum, tango festivali vardı geçtiğimiz günlerde. Geçen yıl gitmiş fena bulmamıştım, cuma akşamı Nazım Hikmet Kültürevi'nde bu yılki gösterimine gittim. Koyu bir tangosever olmasam da müziklerine bayılıyorum, Tanju Yıldırım orkestrasından canlı dinlemek için sürükledim eşimi bu kez. Danslar geçen yıla göre daha güzeldi, repertuar aynıydı hatta sırası bile değişmemişti, olsun Por una cabeza'yı canlı dinlemek müthişti.
Tanju Yıldırım da ne yetenekli adam, hem orkestrada akordeon çalıyor hem süper dans ediyor hem de nefis bir sesi var. Karşı Pencere'nin film müziği olarak tanıdığımız parçayı yine nefis seslendirdi.
Müzikler ve dans güzeldi ama bu teyzeler ve amcalar rüküşlükte bir numaralar ona eminim artık. Bir de emin olduğum bir nokta daha var, bundan sonra böyle bir organizasyona yalnız gideceğim, gönülsüz gelerek yanında huzursuz bacağını ritmik şekilde sallayan bir kocayla izlemek biraz dikkatini dağıtıyor insanın.
Çıkışta da Abidin Dino sergisini gezdik, tabi kocacığın hadi diyen gözlerinden ne kadar gezebildiysem!
Abidin Dino'nun Nazım Hikmet yorumu.
Sulu boya çalışmalarından bir portre.
Burada da Paris 1968 öğrenci olaylarına ilişkin yorumu.
Sergi yanılmıyorsam Nazım Hikmet Kültürevi'nde haziran sonuna kadar açık olacak, ilgilenenlere duyurulur.
Ebygale'min nadide elleri ve sevgisiyle beslediği fesleğenlerle pesto sos denemesi 1-2:)
Bir avuç fesleğen, bir avuç ceviz içi, küçük paket dolmalık fıstık(20gr olmalı), 4-5 diş sarımsak, biraz tuz ve zeytinyağı. Önce hepsini havanda dövdüm, daha iyi sonuç için robotta çektim, zeytinyağını en son ekledim. Dışarda yediklerime yakın bir tat yakaladım, bu ölçülerle 4 kişilik sos çıktı.
Gün geçtikçe yanımda keçeli kalem taşıyıp gerektiğinde kendime sakal çizme fikri konusunda daha ciddi oluyorum, o zaman sakalım yok ki dinleneyim demem en azından. Pazar günü piknik sezonunu açarak geç saatte yer bulamayacağımızı söylememe rağmen ısrar edilen yere gittik ve tam 1.5 saat yer aradık. Sonra da tam yemekler yenirken yağmur yağdı, önce biraz ağırdan aldık sonra baktık duracağı yok aceleyle toparlandık kalktık. Mantarlar son direnme anlarından:)
Sosyal hayatımın hızına yetişemediğim günlerden sonra ufukta görünen boş zamanlarımı nasıl değerlendireceğimin paniğindeyim, üniveriste sınavı sonrası ee şimdi testlerde bitti ne yapacağız boşluğuna düşen öğrenci durumundayım resmen. Blogger buluşmaları, sohbetler, kız kıza toplanmacalar, sanat kültür etkinlikleri ve yurdumun aile etkinliği pinkik ile dolu bir haftaya el salladım.
Umarım herkes keyiflidir.
Mutlu haftalar!