Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2015 Cuma

Çanakkale Cuma Pazarı - CUMPA



                                                                      deniz börülcesi




                                                                       
Çocukken anneme denize boş boş(!) bakmanın ya da yeşillikli bir manzaranın insanı nasıl dinlendirdiğini sorardım. Çünkü ben bakınca bir süre sonra dinlenmekten öte sıkılırdım.
Pazara gitmekten nefret eder, bir şekilde o alışverişten yırtmaya bakardım. İşte bu deniz kenarına, yemyeşil çayırlara, ormanlara kendini atma istekleri, pazar pazar gezip en taze otları, en taze sebze meyveyi bulma hevesleri büyümekle alakalı herhalde derdim, öyleymiş.
Ben kendimi bildim bileli bizim evde pazara gidilirdi, önce tüm tezgahlar dolaşılır sonra -sabit müşterisi olunan tezgahlar dışında- göze kestirilen sergilere dönülürdü, ki hala annem-babam öyle yapar. Ben konunun daha çok babaannemin deyişi ile "yırtımcılar" kısmı ile ilgilendiğimden kadınlarla mücadeleye girip ünlü markaların ihraç fazlası ürünleri arasında işe yarar parçaları seçmeyi yeğlerdim. 
Çanakkale pazarları yönünden çok şanslı bir şehir, bunu oradan ayrılıp başka şehirlerde yaşamaya başladığımda daha iyi anladım. Buna yakın bir pazar Denizli'de kurulurdu, orada da çeşit çeşit ot olurdu, gözüm gönlüm açılırdı.Uzun yıllar sonra cuma pazarına gitme fırsatım olunca, sabahtan kumaşçılar için öğleden sonra da sebze-meyve için 2 tur gezdim:)


                               
                                                                             kamkat






Pazarda kimi halden aldığını, kimi bahçesinde yetiştirdiğini kimi dağdan topladığını satıyor.Tezgah aralarında karton kutular içinde uyuyan çocukları görünce bu işin hiç de kolay olmadığını anlıyorsunuz.

                             
                                                                      karabaş otu


hindiba


                                                          filiz otu/yabani kuşkonmaz

Bilinen otların yanı sıra bu kez yeni tanıştığım otlar da vardı, deniz fasulyesi ve filiz otu gibi. Deniz fasulyesi deniz börülcesi ile aynı zamanda çıkıyormuş ve deniz börülcesine göre daha tatlı. Sadece yıkayıp haşlıyorsunuz sonra da bir kap içinde çırptığınız limon, zeytinyağı ve sarımsakla sosluyorsunuz.
Filiz otunu genellikle yumurta ile yapıyorlarmış, bu ot bıçakla temizlendiğinde pişince acımtırak olduğundan elle temizlenmesi gerekiyormuş. Temizlemek için de üst dallardan koparmaya başlıyorsunuz, sırayla kopardığınız dallar baktınız kopmak istememeye başladı o zaman o kopmak istemeyen kısmı çöpe ayırıyorsunuz.Denemek isteyenler için burada güzel bir tarif var.




Lor peyniri

                                                            Çeçil peyniri

Çanakkale denince akla ilk gelenlerden biri de Ezine peyniri. Ezine peynirinin ne özelliği var derseniz;

"Ezine peyniri Kaz Dağlarının Kuzey ve Batı kesimlerinde yer alan Çanakkale İli Ezine, Bayramiç ve Ayvacık ilçelerinin tamamı ile Çan ve Merkez ilçeye bağlı bazı köyleri kapsayan yörede üretilmektedir. Ezine peyniri, belirtilen bu coğrafyanın doğal bitki örtüsü ve su kaynaklarıyla beslenen keçi, koyun ve ineklerden elde edilen sütlerin mevsime göre belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilmektedir. Bu oran keçi sütü için en az % 40, koyun sütü için % 45–55 ve inek sütü için de en fazla % 15 olmaktadır." Kaynak.

Biz uzun yıllardır Ekremoğlu Süt Ürünleri'nden alışveriş yaparız, bu tezgah önü her zaman ana-baba günüdür. Peynir seçerken size tatmanız için neredeyse yarım kalıp peynir uzatırlar, hatta yanına simit ve çay bile söylerler:) Ne zaman Çanakkale'ye gitsek ya da Bursa'ya gelen olsa, bizim peynir alışverişi hiç bitmez, ufak poşetlerde vakumlattığımız peynirler 6 aya kadar tüketilebildiğinden dolaba stoklarız. Burada tattığınız peynirden sonra kendinizi marketlerde Ezine Peyniri adı altında satılanları acımasızca eleştirirken bulursanız şaşırmayın.

Eğer yolunuz bir cuma günü Çanakkale'ye düşerse pazarı mutlaka ziyaret edin. Salı ve pazar günleri de aynı yerde pazar kurulur ancak en ünlüsü cuma günü kurulan CUMPA'dır:)

Mutlu hafta sonları...

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Matruşka

Bayram tatilini aradaki günlerle birleştirince yarısını yapabildiğim tatilin acısını çıkarırcasına dinlendim.Bu kez bayram bizim için her zamanki aile ziyaretlerinin yanında mini bir deniz tatili daha yapma ve artık emekli olma arefesinde olan annemin nimetlerinden daha fazla faydalanma fırsatıydı.


Çay saati atıştırmalıkları, annemin abartı malzemos ev pizzası, kuzenimin tarifi üzerine denediğimiz önce süt sonra una bulayıp kızarttığımız patatesler, mantılar vs. derken karbonhidrat dolu bir dizi gün daha geride kaldı. Bayram dönüşü Burhaniye'den babaanne ziyaretinden gelirken uğradığımız Yugoslav göçmeni Sebile teyzemizin kurutulmuş domatesler ve yağ biberi ile yaptığı yediğim en güzel kahvaltı salçalarından da nasiplendik. Bu bahçe domatesleri de yeni sezon salçaları için kuruma aşamasındalar...


Bayramlar en çok çocuklar ve yaşlılar için özel bence. Babaannecim de her bayram olduğu gibi bizi bekledi...Eski terzilerden olan "hanım" babaannem dantel modasını da yakalamış ya kendimi bir paspal buldum bir paspal buldum anlatamam.



Bahçeli evde yaşamak gibisi yok, halalarımın ikisi de bu açıdan çok şanslı, büyük halamın bahçesindeki bu ağacı söküp yanımda getiresim geldi. Evin her cephesinde birşey ekili, biz de hem bu bahçede hem de uğradığımız her kapıda çıkınımızı doldurduk. Bu elmalar en güzelleri...


İnsan yaşadığı yeri pek bilemez ya, şöyle yani mesela ben 3 yıldan fazladır Bursa'dayım daha Uludağ'a çıkmadım, millet nerelerden gelip tadını çıkartıyor. Ben yıllarca Çanakkale'de yaşadım, yıllar sonra Bursa'ya geldiğimde Çanakkale domatesinin meşhur olduğunu öğrendim. E orada kimse Çanakkale domatesi diye satmıyordu ki... Sarı domates olduğunu da bu yaz öğrendim, annemlerin komşu bahçesinden, tadı aynı pembe domates gibi.


Şansımıza bu mevsimde yaprak kımıldamadı Çanakkale'de. Boğaz kenarında tatlı serinlik eşliğinde yürüyüş ve manzara çok keyifliydi. Son akşam gün abidelerin ardından batarken, hiç dönesim gelmedi buraya...

Eve döndüğümüzde de her tatil sonrası olduğu gibi bizi şaşırtmayan elektirik kesilmesi ve buzdolabındakilerin erimesi olayı ile karşılaştık. Geçen gidişimizde ürünleri hayırsever arkadaşlarımızın dolabına transfer etmiştik, bu kez de dondurucudaki herşeyi kapların içine koyup önlem alarak gittiğimizden eriyenleri silme ve temizleme derdi daha kısa sürdü ancak o koku yok mu dolabı attıracak bana bir gün...

Bundan yaklaşık 3 ay önceydi, bir sabah öğrendim ki ben matruşka olmuşum...İçimde bir kalp daha attığını  idrak edince kendimi öyle hissettim...Hep merak ederdim insan bebeği olacağını öğrendiğinde dalga geçtiğim  filmlerdeki o kadınlar gibi eli ikide bir karnında aynalara bakıp hülyalara mı dalar diye:) Öyle olmuyormuş:) Şimdilik garip, tarifi olmayan bir his... Duygularımın zenginleşmesini ve onu hissetmeyi bekliyorum usul usul.

Bu yazki tatilimi hatırlamak istememe nedeni buydu, herşey güzeldi ama benim kafam da güzeldi, midem de güzeldi, aramızdaki üçüncü kişiye henüz alışamamıştım. Şükür ki duyduğum çoğu kimseye göre iyi geçirdim ilk dönemlerimi, yavaştan uyku hallenmelerim, kafamı bulduğum yere gömmelerim de geçiyor ama hala mutfak amirliğini tam olarak eşimden alamadım, hala bazı yiyeceklerle -başta çikolata, kavun ve patlıcanla- ateşkes imzalamadım. Bayram tatili de benim yeniden kendimi toplamam için ballı lokma oldu. Şu sıralar "Tatlı mı? Ekşi mi?" ye kafa yoruluyor, ben eminim ne olduğundan ama tahminler sıralanıyor bir bir. Allah istediğinde herkese nasip etsin, bebek bekleyenlere de sağlıkla bebeğine kavuşmasını nasip etsin.

Benim içim değişti malum dışım da yakın zamanda değişecek gibi:)

Herkesin Zafer Bayramı kutlu olsun...

22 Mayıs 2012 Salı

Çanakkale'de hafta sonu

Cuma günü hayatımda ilk kez şehirlerarası yolculuk yapacağım aracı kaçırmama ramak kaldı. Araç, minübüs tarzı 7 yolcu taşıyan VlP diye geçen ekspres bir araç, yolcu aldığı bir kaç durak var ille de otogardan binmek zorunda değilsin, ben de 3-3.5 saatlik yolu 45 molayla 5-5.5 saatte götüren büyük otobüsler yerine aynı ücreti ödediğim bu rahat seçeneği tercih ettim. Ama...
Söylenen yerde tam 1 saat bekleme sürecimin ilk 35dk.sında, yola fırlayıp "burdayım" dememe rağmen bineceğim araba önümden basıp geçip gitti.  Birbiri ardına açılıp kapanan telefonlar sonrası otogar-şoför iletişimsizliğine kurban olmaktan son anda kurtuldum,, yanlış yerde bekletilmişim. Beni almadan hareket ettikleri için yoldan geri döndüler. Yolculuğum çok heyecanlı başladı,  araba geciktiği için tüm yolcularla tosurdaya tosurdaya gittik, güya erken binip erken inecektim, 1 saat güme gitti:)

Zaman sınırlı olunca insan herşeyi sıkıştırmaya çalışıyor, sanki biri kumandadan 4x hızla ileri sarıyormuşçasına gittim gördüm geldim Çanakkalemi:)


Önce annecikle akşam yemeği hazırlamaca yaptık, annem sanki iki önceki yazımdakileri duymuş  enginarla ilgili çalışmalarına ağırlık vermiş:) Dolmasını yapacağız dedi, şaşırdım, birlikte temizledik, doldurduk, ilk denemeye göre iyiydi. Temizlenip satılanların kimyasal içinde bekletildiğini söyledi annem, bundan sonra ben de evde temizleyeceğim, çok zor değilmiş. Ama tercihim dolma yerine zeytinyağlı sebzelisinden yana olur.


Sonra işlerimizi halledip kısa tarafından bir şehir turu yaptık, Osmanlı Tulumbacısı diye yeni bir tatlıcı açılmış. Çeşit çeşit(portakallı, fıstıklı, tarçınlı, çikolatalı, karamelli...) tulumba satıyorlar. Biz frambuazlı, fıstıklı ve karamellisini denedik. Annem fıstıklıyı sevdi ben de karamelliyi, şubeleri yaygınlaşıyormuş. 


Kordon turu olmazsa olmaz..




 

Hava beklediğimden serindi, boğazın ünlü rüzgarında sinüs boşuklarımı da besledim, biraz da dondum, tüm gece içimin titremesi geçmedi eve gelir gelmez kestane balı yedim hastalığa önlem olması için, korktuğum başıma gelmedi çok şükür.

Pazar günü de pazardan taze sebze, meyze, ot çöp alışverişi- Çanakkale'nin meyve-sebze pazarları çok güzeldir- ve kısaca uğranan bir anne günü sonrası cümbür cemaat yola çıktık. Bir hafta daha ailem burada yanımda olacak, gelsin anne-anneanne-babaanne yemekleri:)

Bu arada dün ilk kez ünlü biri ile tanışıp konuştum:) Öğle arası birşeyler atıştırmak için çıktığımızda Smilena ile karşılaştık, fotoğraflarından çok daha tatlı olduğunu söylemeliyim. Kalablık bir Bursa buluşması ayarlayacağız inşallah:)
Herkese iyi haftalar:)

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Enginaryüs Profesör


Hafta ortasından merhaba...
Bugün de geçti, yani benim için hafta bitti sayılır. Haftasonu çabuk gelsin istiyorum lakin bir aksilik olmazsa özlediğim aileme ve Çanakkale'me gideceğim. Bulutlar da tepemde benimle geleceklermiş hatta yağış bırakacakmış o ayrı, olsun -ne diyoruz: olursa olur olmazsa olmaz- ben anneanne-anne-kız üçlemesi ile meşgul olacağım. Babacık da var tabi:)

Geçen akşam enginar pişirirken anneciğim aklıma geldi. Bizim evde 1 kez enginar pişmişti onu da annem nasıl yapacağını iyi öğrenemeyip denediğinden kabukları ayıklamaktan yemekten birşey anlamamıştık. Bir daha yapmadı o da, aslında şimdi olsa yararlı olan herşeyi yedirmeye helak olan biri olarak(iş arkadaşları vitamin Sevim diye lakap takmış biriciğime:) tekrar tekrar denerdi. Şimdi boynuz kulağı geçti, geçen yıl denediğim versiyonlarından pek memnun kalmasam da faideli diyerek yemeye çalışmıştım ama bu tarifle güzel olduğunu duyunca denedim ve sonuç süper!

Kocacığımın da sebzelere olan önyagısını tarihe gömüyorum ya nasıl mutluyum nasıl mutluyum:)
Önce kerevizi en sevdiği sebze ilan eden kocacık şimdi de enginar için aynı şeyi söylüyor, gerçi ona da kereviz diyor o ayrı :) Bunda benzer pişirme tekniğinin etkili olduğunu düşünüyorum, portakal ve limon suyu insana her sebzeyi yedirir mi ??



Soğan ve bol sarımsağı zeytinyağında kavurup içine küçük doğranmış patates, havuç ve ay ay doğranmış enginarları atıyoruz. Portakal ve limon suyu, biraz şeker ekliyoruz. En son da dereotu.
Kulaktan kulağa gelen bir tarif  bu, getiren götüren sağolsun:)

Bence herkes en az 1 kez bu profesörü sofrasına konuk etsin.
Afiyet olsun!