Mudanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mudanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2012 Cuma

Heves kırıklığı


Geçen haftasonu güzel havayı dostlarla gidilen pazar kahvaltısı ve doğa manzarası ile değerlendirmiştik...
Önce Mudanya sonra Tirilye sahilinde denizle hasret gidermiştik...




 Tirilye'de tepedeki kahvede oturup manzara eşliğinde hayallere dalmıştım... Burada pek farkedilmiyor ama denizin rengi Hüremin zümrütü gibiydi, farklıydı, neden anlamadık. Yine birileri atığını döküyor olabilir diye düşündük.


Köpüklü kahve yapamadığımdan böyle görüntülere pek imreniyorum.

10 gün hava kapalı ve yağışlı olacakmış. Bu da beklediğim haftasonunu kapalı mekanlarda geçireceğim anlamına geliyor heralde. Bir heves kırıklığı...
Aslında paylaşmak istediğim çok şey var ama dizüstüm ekranı kırılıp rahmetli olduğundan, fotoğrafları aktaramadığımdan, telefonla sınırlandığımdan ve post yapmak için 283749 takla atmam gerektiğinden post giremiyorum, yani bir heves kırıklığı daha...
Zaten blogumun sakıncalı içerik uyarısı vermesi  ve bunun kaynağına ulaşamama durumum da ayrı bir heves kırıklığı yarattı bende.
Neyse, sağlık olsun değil mi...
Bir arkadaşımın annesinin hep güldüğümüz lafı ile bitireyim: olursa olur, olmazsa olmaz:)

4 Mart 2012 Pazar

Deniz Çarşaf Gibi?

Dün ne kadar kasvete sürüklediyse beni bugün de bir o kadar enerji doldum. Güneşi görünce Mudanya'ya deniz havası almaya gidelim dedik,  derin nefes alarak temiz havayı soluduk, iyota doyduk.

Deniz kenarı güneşi özleyen insanlarla doluydu hatta kaynakçı gözlüklerini takmış, testesteron fışkıran bedenlerine gögüs dekoltesi vermiş yağız delikanlılar,  tespih kolyeleri ve jöleli saçlarıyla stil sahibi biscolata erkeğiymişler de gören herkesin dibi düşüyormuş endamıyla güruh halinde arz-ı endam ediyorlardı.


Ve martılar...Çok güzeller,özlemişim onları...Yanımızdan geçen teyzenin koluna bir hediye bıraktı birisi, bundan dolayı yakından uçanlardan  tedirgin olarak geçtim yanlarından:)


Babamın tayini İstanbul'a çıktığında 5 yaşlarındaydım. Annem-babam ev bulma, taşınma telaşı sırasında zorunlu olarak benimle dguducumu anneanneme Çanakkale'ye bırakmışlardı, annemi hiç o kadar özlediğimi hatırlamıyorum, anneannemden gizli ağlardım çok özledim diye -canım ben-...Telefonda annem İstanbul'u anlatıyordu, gelmelerine az kalmıştı, "deniz çarşaf gibi" demişti...Ne demekti ki "deniz çarşaf gibi"?
Çok düşünmüştüm, anlayamamıştım....Sonra annem göstermişti, işte böyle bir şeydi....


Güneş de olsa daha soğuk hava, madem kış gidiyor bir salep içmeden göndermemek lazım. Deniz manzaralı olunca daha da güzel geldi tadı, ha bu arada İncir Cafe'de salep gerçek salep, çakma değil!


 Peki bu damdaki kemancıya ne demeli? Tutup sevesi gelmiyor mu insanın?

Mutlu haftalar şimdiden:)