SOS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SOS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2012 Perşembe

SOS veriyorum!


Heyecanla beklediğimiz  bir tatil daha bitti, hüzünlüyüm, işin yanı sıra yeni saat düzenine de adapte olamıyorum. Bunların yanı sıra her tatilde olduğu gibi geleneksel elektirik kesilmesi ve buzluktakilerin erimesi durumu ile karşılandık evde. Bu kez de tedbirliydik güya ama evde olmama süresi uzayınca koku da hayli güçlenmiş, günlerdir havalanıyor dolap ve ev ama nafile, sirkeli sularla sildik, içine sirkeli kaplar koyduk banamısın demiyor,  korkarım 2-3 güne belediye görevlileri ya da polis evde ceset var diye gelecek. Çay koymak falan da işe yaramıyor. Bu koku nasıl gider gerçekten yardıma ihtiyacım var.
Bu tatil tatlı minik balkabaklarımı göreceğim için benim açımdan ayrı bir önem taşıyordu, öyle minnak öyle minnaklar ki yanaklarını öpemediğimden enselerinden yedim onları. Hep ikiz bebeğim olsun derdim, bir taşla iki kuş vuralım hesabı yalnız ne zormuş bakması bizzat gördüm ve onca mıklamaya ve zıklamaya karşı sabır taşı olan arkadaşlarım önünde saygıyla eğildim. Bu miniklerin biri susuyor diğeri ağlamaya başlıyor, uyanık olan uyuyan kardeşini itina ile uyandırıyor, biri koyun koyuna koklaşmayı severken diğeri araya pek bir mesafe koyuyor... Yeme de yanında yat bunların...

Bir de benim minnak oğlan var, ablalarının seslerine pek tepkiliydi. Birlikte ilk uzun yolculuğumuzu yaptık, Bursa-Sivas arası otomobil ile 8-9 saatte alınırken bu kez yolu iki güne böldük. Sık sık verilen molalar yüzünden yol süresi uzadı, süre uzadıkça sabır azaldı, pazar günü dönüş yolunda Kırıkkale'de 20km'yi 1.5 saatte alınca güzel bir sinir patlaması yaşadık. Yolculuk yormasın diye tatili birleştirdik güya ama 10 günün 4'ü yolda geçti ve yorgunluğu hala atamadım. Bir de güya yol şarkıları hazırladık, Orhan Gencebay coverleri kabak tadı verdi, uzun süre Tarkan'dan Hatasız Kul Olmaz bile dinleyemeyeceğim.


Eşim hayatıma girdikten sonra yeme-içmeye ve pişirmeye  ilgim gözle görülür dercede arttı, bunda eşimin Sivaslı olmasının büyük etkisi oldu tabi. Evde sucuk kokusuna dayanamayan, sebze yemeklerinde et yemeyen, dışarda yeme anlayışı tavuk şişten ibaret olan ben benlikten çıktım annem bile gördüklerine inanamıyor bazen. Sivas'a gidip o yörenin yemeklerinin ve etinin lezzetini aldıktan sonra her gidişte bunları bir daha nerde bulcam bahanesine sarılarak 2-3 kg alarak geri dönüyorum, kurban bayramları da tandırda yapılan kavurma ile daha anlamlı:) Yine öyle oldu elbette 2kg kaptım geldim oralardan, zaten insanın yakınında görümcem gibi yemek yapan biri olsa en iradelisi bile kendini şaşırır eminim, her gidişte ayrı bir ziyafet akıllara zarar. Ben ilk kez biber dolması turşusu gördüm ve tattım, içi benim favori turşum lahana ile ve küçük domates, biber, havuç ile dolu. Diğer yemeklerin fotoğrafını çekmemişim bile nasıl gözüm dönmüşse... Bir püf noktası öğrendim yine hemen paylaşayım, denemediyseniz etli lahana sarması içine reyhan baharatı koyun, nefiss oluyormuş:)
Sivas'ta et gerçekten lezzetli, restoranlarda porsiyonlar daha fazla. Hastası olduğum bir yer var Mis Döner, yolunuz düşerse mutlaka dönerini yiyin bu kez kapalı olduğu için hayakırıklığına uğradım ve Lezzetçi'ye gittim, Bursa'dan gittim güya ama iskender kebap buradakinden  daha güzeldi.

Kongre binası, oradaki önemli yerlerden, içindeki atmosferi de görmelisiniz. Cumhuriyetin temelinin atıldığı bu bina önünden her geçişte tüylerimi diken diken yapıyor, hele bu günlerde insan daha bir garip oluyor...

Son olarak; şu dolap kokusundan kurtulma konusunda fikri olan varsa duacı olacağım...