pozitif doğum hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pozitif doğum hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2016 Perşembe

Fındık Kızım Defne İle Doğum Hikayemiz

İkinci gebelik öncekine nazaran beni daha zorlayan bir süreçti, hem mide bulantısı hem kusma, halsizlik, bel ve bacak ağrılarım çok daha fazlaydı.Son ay içinde oturduğum yerden kalkmak, araba kullanmak, arabadan inmek, 15-20 dk dan fazla yürümek işkence gibiydi, hatta son haftalarda çok zor nefes alıyordum. Doğum öncesi kasılmalarım Braxton hicks kasılmalarım oldukça şiddetliydi, Çağan'da hiç kasılmamışım dedim hatta... Defne'yi öyle aşağı inmiş hissediyordum ki sanki bacaklarımın arasına iniverecekti. Bu hissiyatımı bebek aşağı inmeye başlamış diyen doktorum da onaylayıp doğumun beklenenden erken olabileceğini söyleyince alarma geçtik. 36. haftamda bir akşam Çağan'ın pijamalarını giydirmeye çalışırken gelen ince kasık ağrısı ile elim belimde beklediğimi gördüğünde eşim "bu gece doğursaydın bir de" deyince korkarak  "olabilir" dedim ve doktorun söylediklerinden mi etkilendim acabası ile kendimi yarım kalan kapı çelengini tamamlaya vererek dikkatimi dağıtmaya çalıştım. O gece annemle yaptığım telefon konuşmasında "yavaş yavaş kasıklarıma kımıl kımıl bişeyler oluyor" deyince onları da telaşa ortak etmiş oldum. Annemler o gece jet hızı ile eşyalarını toparlayarak ertesi gün yanımıza geldiler.

Görünen tarih 26 Ocak gibiydi, Dr. 22 Ocak için ajandasına not alırken ben daha önce hatta 15-16'sı gibi olur dediğimde( çünkü hem içime öyle doğuyordu hem de 16 güzel ve uyumlu bir tarih oluyordu) gülmüştü  ama şimdi kendisi daha önce beklediğini söylüyordu. 28 Aralık'ta annemler geldiler, doğumun yılbaşından sonra olması için dua ediyordum ve çok şükür 2016'ya Defne kızımla tek bedende girdik.  6 Ocak'ta doğum öncesi izine ayrılacaktım, beni iş yerinde gören herkes "bebek iyice aşağıda aman sakın burda doğurma" diyordu, e ben de ondan korkuyordum, baktım doğurmadım son gün vedalaşırken arkadaşlara suyum geldi diye şaka yapmayı ihmal etmedim. Aslıcım bana çok kızdı biliyorum ama olsun:)


İkinci doğumum olmasının ve az çok başıma gelecekleri bilmenin rahatlığının yanı sıra, son günlerde doktorun verdiği kilo bilgisi ile ya bekledikçe Defne daha da büyürse ve normal doğum sıkıntıya girerse kokusu,  kordon dolanması, kalp durması vb. gibi olumsuzluklar olmadan kızımı kucağıma alabilecek miyim ednişesi yaşıyordum. Defne'ye hamileyken bir çok olumsuzluk geldi başıma, önce tatilde zehirlendik, tatil dönüşü neredeyse doğum kadar hiç olmadığım kadar hasta olup antibiyotik almak zorunda kalarak evde raporlu yattım,  canım Aslım ile ölümden  dönmeli ciddi bir trafik kazası yaşadık ve iş yerinde büyük bir olumsuzluk yaşayıp ilk kez birinden davacı oldum, sağ salim bir kavuşsaydık diyordum. Tüm bu bekleyişin sonuna doğru hem kendimi hem de Çağan'ı merak ediyordum. Ben bir çocuk sahibi daha olunca nasıl hissedecektim, herkesin dediği gibi onu da aynı Çağan'ı sevdiğim  gibi sevebilecek miydim,  denge kurabilecek miydim, ona ve bize nasıl yetecektim, herşeyin altından kalkabilecek miydim...


Çağan henğz kardeş olayını kavrayamamıştı, etrafında kardeşi olan arkadaşı yoktu sadece
kreşte ikizler Defne-Rana kardeşler vardı. Kardeşin gelecek dendiğinde "kapı çalacak, ding dong yapacak Defne gelecek" diyordu, ama arada okuldaki Defne hatları karıştırıyordu ve kardeşi olarak ondan bahsettiğimizi sanıyordu:) Çağan Defne'yi görünce ne yapacaktı, çok kıskanırmıydı ki...






Yılbaşından bir hafta sonra kız kardeşim geldi, artık doğum olurdu, çünkü Dr. erken gelecek dediği halde hala gelmemişti Defne. Ben 38+4'te, uyumakta ve solumakta iyice güçlük çekiyor, kasılmalar sırasında o an ne yapıyorsam bırakıp geçmesini bekliyordum. Kardeşim 1 hafta kaldı hala Defne gelmedi, günlerden 16 Ocak cumartesi olmuştu, kardeşim ertesi gün dönecekti ve doğumu kaçırmak istemiyordu. Evde herkesin gözleri üzerimdeydi. konuştuğum ve whatsapp tan yazıştığım arkadaşlarıma o gün Defne'ye verdiğim sürenin dolduğunu yazmıştım, gelmeliydi artık:) Akşam eşimin -ve benim de- iş yerinden arkadaşımızın kardeşinin düğünü vardı, aylar öncesinde davetiyeyi
aldığımda o zamana kadar doğurmamış olursam gelirim demiştim, ne uzaktı halbu ki  o tarih, gelmişti bile düğün akşamı. O gün akşama kadar düğüne gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm ve giysilerimin içinden hala düğünde insan içine çıkılabilir birşeylere  sığabildiğimi görünce gitmeye karar verdim, biraz değişiklik olsundu...Annem ve eşim yüzüme bakıp kararımı değiştirmemi beklediler ama yok, " gelinin babası doktormuş nasılsa" deyip gülüyordum, gidecektim.

Saat 18.50:Yemekten önce bir arkadaşımla yazıştım,  yoktu hala bir numara, merak etmesindi.. Telefonu elimden kitaplarım yanına bırakır bırakmaz belimde bir ağrı hissettim.  Anneme sordum, doğum ağrıları olabilir dedi.10-15 dk sonra bir tane daha. Yemekte az birşeyler atıştırdım, düğünde yiyecektim nasılsa..Masada annem yüzümden ağrım olup olmadığını kestirmeye çalışıyordu.  Ben dakika tutmaya başlamıştım, ağrılar daha  kuvvetli ve sık geliyordu. Tabağıma biraz daha yemek aldım, düğüne gitmekten vazgeçmiştim, muhtemelen doğuracaktım, karnımı iyi doyurmalıydım...




Saat 19.30: Doktorumu aradım ve durumu anlattım, ilk doğumumda sürecin hızlı ilerlediğini bu nedenle telaşlandığımı söyledim, hastaneye geçmemi istedi. O anda cumartesi gecesi adamı planından programından edeceğim diye düşündüm, ama doktorluk da böyle bir meslekti işte...Hastane çantamızı alıp kapıya çıktık, ilk doğumumda evden hep birlikte çıkıp gitmiştik, bu kez Çağan da vardı...O babam ve Bora ile evde kalacaktı, eğilip öptüm onu, gidiyordum ama doğum işte bu, ya dönemezsem? O an içimde büyük bir boşluk oldu, ne yapacağımı bilemedim, oğlumu öyle kimsesiz bırakıyormuşum gibi, bir kötümserlik, bir telaş... Yine bir dalga ile kendime geldim, hemen kendimi toparladım ve arabaya indim. Yolda giderken arkadaşlarıma whatsapp tan gelişmeleri yazıp dua istedim ve Aslı ile ilk görüntülü konuşmamızı yaptık:)

Saat 19.50: Hastaneye girdik, acil serviste beklettiler çünkü henüz ebe nöbete gelmemişti. İçimi bir sıkıntı kapladı, kos koca hastanede 1 tane mi ebe vardı, o an doğursam mesela kim bakacaktı bana? Neyse ki, çok uzun sürmeden servise aldılar bizi, orada hayatımda gördüğüm en güzel hatunlardan biri, böyle melek gibi bir ebe karşıladı, NST'ye bağladı beni. şimdi daha netti her şey, dalgalar görülüyordu.

Saat 20.00: Açıklık 3 cm. Odama yerleşip sırtı süper dekolteli o hastane elbisesinden giydim. Dalgalar daha şiddetli ama hala kasıklarımda bir his yok, olay bu kez tamamen belimde gerçekleşiyor, ne değişik, kız bebekte ağrı belden erkek bebekte kasıktan geliyor demişlerdi, doğruydu galiba.

Saat 20.22: Ebe damar yolu açtı, form dolduruyor bir yandan sorular soruyor, en son kaç saat önce yemek yediğimi sorduğunda ilk doğumumda çok aç kaldığım için bu kez güzelce yiyip geldiğimi söylüyorum -oh canıma deysin- elbette lavman yapılıyor. Koridorda yürüyüş yapıyorum. dalgalar geldiğinde dinleniyorum, yatağın başından tutup esniyorum.

Saat 22.16: Açıklık 5-6 cm. Ebeye "doğum bu gün olmaz herhalde, 12'yi geçer mi?" diyorum,  -o halde yaptığım hesaba bak, gece yarısını geçerse 17 Ocak olacak çünkü-  Çok güzel ilerlediğimi, bu gidişle gece yarısından önce doğumun olabileceğini söylüyor. Yine NST'ye bağlıyor, oysa yürüsem daha iyi hissedeceğim.  Aklım Çağan'da bir yandan, ne yaptı, uyudu mu? Onunla ayrı kaldığımız ilk gece...

Saat 22.35: Açıklık 7 cm. Dalgalar hala belimde, hala beklediğim şiddette değil, gayet dayanılabilir kıvamda. Doktorumun ne zaman geleceğini soruyorum, ekibe haber verdiğini birazdan doğumhaneye ineceğimizi söylüyor. Çağan'da doğumhaneye gittikten 2-3 dk sonra doğurduğumdan telaşlanıyorum, doktorum yetişemeyecek, nasıl olacak vs...

Saat 22.45: yavaş yavaş ıkınma hissi başlıyor, dalga kısmı bu kadar mı? Daha şiddetlenmeyecek mi? Doğumhaneye iniyoruz ebe ve bir görevli var yanımda, doğumhanenin elektrik düğmelerini bulamıyorlar, o anda kafamda milyonlarca kötü senaryo cirit atıyor, bunlar buraya ilk kez geliyorlarsa beni nasıl doğurtacaklar diyorum, derken ışıklar yanıyor, beni masaya alıyorlar ve asıl doğumu yaptıracak ebe geliyor, kendini tanıtıyor. O ebe ile birlikte içim biraz rahatlıyor, şu insana güven veren duruşa sahip, kendinden emin olanlardan biri çünkü. Sanki Nat Geo Science'de kurtardığı gebelerin belgeselini izlemişim, o anda nerden bu olumlu enerji akışı anlamıyorum, kafam güzelleşmiş demek ki iyice....

Açıklık 8 cm diyor, az kaldı. Ama benim ıkınma hissimi ne yapacağız? Tut kendini diyor, işte en zoru o. "doktorum nerede, neden gelmedi" diyorum, az önce doktor ile konuşan ebeye. "bebeğin şu kemiklerinin ardında ve gelmesi daha 10 dakika sürer" diyor,  O an ebenin beni oyalamaya çalıştığını düşündüğümden çok kızıyorum, çünkü doktorsuz doğuracağıma iyice inanmaya başlıyorum, ıkınma isteğimi dizginlemekte çok zorlanıyorum. Yine ıkınmamı kontrol etmeye çalışırken kendisi bir şeyler yapıyor, sanırım suyu patlatıyor, acele ile doktoru arıyor, nerede olduğunu soruyor ve " mekonyum var" diyor . Ben o anda kafamı kaldırıp "neeeeeğğğğ? Kakasını mı yapmış?" deyince mekonyumun ne olduğunu anlamama şaşırarak "yeni yapmış "diyerek ve elindeki bebeğin kalp atışlarını tespit eden minik portatif bir cihaza bakarak beni sakinleştirmeye çalışıyor.

Artık çok ama çok zor dayanıyorum, bebeğin sağlığından endişe ediyorum, bıraksalar da doğursam diyorum, gözüm saatte, 23.26. o anda doktorum içeri giriyor, ne durumda olduğumu öğrenip direktiflerine uymamı istiyor, ıkın dur, ıkın dur. 3. ıkınmada "dur!" diye bağırıyorlar.

Saat 23.32 : Defne geliyor. Biraz morarmış ama ağlıyor. Fındık kadar yüzü var. Çok şükür, sonunda geliyor kızım, ona sarılmak istiyorum. Tam göbek kordonunu keseceklerken " durun, kesmeyin" diye haykırıyorum. Doktorum hatırlıyor konuşmamızı,benim isteğim üzerine bekleyecekti, ama ebe çok şaşkın, bırakıp bekliyor ama solunumunda sıkıntı olabileceğinden doktorum "daha fazla beklemeyelim istersen" diyor, "tamam" diyorum, ayırıyorlar onu benden, içimde bir burukluk.... Yan tarafımda burnunu ağzını aspire ediyorlar, çocuk doktoru gelip muayene ediyor. Sağlığı iyi diyorlar, gözümün önünde, çok şükür, bin şükür kızım hoş geldin...

Onu giydiriyorlar, benim işim bitiyor ve ilk kez koynuma koyuyorlar, emzirmeye çalışıyorum. Öyle acıkmış ki... Öyle pamuk, öyle ılık ve öyle savunmasız ki...
Fındık gibi minicik suratı, kibrit gibi parmakları var.  Yine zaman duruyor, boşluktayım, sanki ilk kez bebeğim olmuş, tatlı bir karın ağrısı, heyecan, kucağımda taptaze bir can! Kızım hoş geldin...




16.01.2016
39. hafta
Saat: 23.32
Defne kızım 2760 gr, 49 cm.

Doktorum, henüz masadayken "Hiç sesin çıkmadı ya Gonca, çok iyiydin" dedi, "Benim sesim çıkmaz doğumda" dedim, güldüm. Çünkü yine nefes tekniklerine odaklanmıştım, benim için doğum sürecinden ziyade sonraki süreç çok ama çok acılı oluyordu. İlkinden farklı olarak bu doğumumda masadaki ıkınma durumunu zaptetmeye çalışmak çok zordu. Doğum, yeni bir can doğururken kendini de yeniden doğurmak, yenilenmek, arınmak gibiydi. Bir kez daha doğurdum, bir kez daha doğdum, yine anne oldum. Bin şükür.




Allah her isteyene, hayırlı zamanda, aratmadan miniği ile kavuştursun inşallah!











24 Ağustos 2015 Pazartesi

Balığım ile Hikayemiz

Sanırım lise çağlarımdı. Annemin yakın bir arkadaşı  kulak zarı ile ilgili bir operasyon geçirmişti, onu anlatıyordu, akranım olan kızı ile biz de yanlarında kendi aramızda bir şeylerden konuşuyorduk. O sırada bir sessizlik olmuş olmalı ki aklıma kazınan şu cümleyi duydum:"...ooooo öyle bir ağrı çektim ki doğum ağrısından bile beterdi.."

Nasıldı yani? Doğum ağrısı öyle bir ağrıydı ki diğer ağrılar yanında kıyaslama kriteri mi olmuştu?
Bu belkide beni doğal doğumdan korkutan en kilit anlardan biriydi. O zaman ben çocuk falan almayayımdı... 

Hamile kaldıktan sonra bir süre doğum konusu hiç aklıma gelmemişti, sanırım bebeğin  kalp atışlarını duyduktan sonra düşünmeye başladım ama fark ettim ki üzerimde eskisi gibi bir korku yaratmıyordu, hoş korksam da iş işten geçmişti, karnımda yaşlanacak hali yoktu. Zaten hormonların etkisiyle çoğu açıdan kendimi tanıyamaz bir gebe kişisi olmuştum, çoğu konuda olduğu gibi doğum konusunda da tanımlanamaz bir rahatlık halindeydim. Haftalar ilerledikçe kendimi doğum fizyolojisini öğrenmeye verdim, nefes teknikleri ile çalıştım, yürüyüş yaptım, bedenime olan inancımı pekiştirdim. Karar verdim, çok büyük bir acıysa bile ben de onu yaşayayım ve göreyim, üstesinden geleyim, bebeğime en doğal yolla kavuşayım, o zorluğa katlanıp kendi gözümde kendimi bir tık ileri seviyeye taşıyayım istedim.





Oğlum içeride o denli hareketliydi ki, zamanından erken geleceğini biliyordum. Doğum öncesi izine ayrılmadan son 3-4 haftada iyice büyüyen ve yapısal nedenlerle aşağıda duran karnımı gören herkes gözlerini kısıp "ayyy iyice aşağı inmiş doğum yakın" yorumu yapıyordu, hayırdı, doğum yakındı ama o kadar değildi! 

23 Şubat kardeşimin ve 26 Şubat benim doğum günümü pas geçen oğlum için artık nefesleri tutmuştuk.Kendi doğum günümde şekerler, süslemeler, son hazırlıklar için saatlerce ayakta kalmış, çarşı pazar gezmiştim, o gün bile gelmemişti:) 28 Şubat'ı 1 Mart'a bağlayan (38+3) gece, rutin tuvalet ziyareti için uykumdan uyanmıştım. Tuvalete gittiğimde regl kanamasına benzer bir kanamam olduğunu gördüm, uyku sersemliği ile ıslaklığı fark etmediğimi düşündüm. Nişan dedikleri bu mu ki? Böyle sulu selli olmamalı. Yok bence değil derken paniğimi yatıştırmaya çalışarak eşimi sonra da bir kaç gün önce doğum için gelen annemi uyandırdım, annem "nişan değil bu haydi hazırlan gidelim" dedi.  Aklıma plesantanın erken ayrılıyor olma ihtimali geldi, aynı ihtimali düşündüğünü annemin( annem  hemşire olduğu için kendimi güvende hissediyordum bir yandan)  de gözlerinden okuyordum ama ikimiz de birbirimizi rahatlatmaya çalışıyorduk. Dakikada 75 takla atan oğlum bu kez hiç hareket etmeyerek beni endişelendiriyordu, elim karnımda, dua ede ede sabah ezanı okunurken yola çıktık.




Doktorum nöbetçi değildi, ebeler beni doğumhaneye alıp kontrol ettiler, ultrasonda oğlumun sağlıklı olduğunu gördüm, doğum süreci başlamıştı, kanama onun habercisiydi. Derin bir nefes alıp şükrettim. Odaya aldılar, sabah doktorum gelince değerlendirecekti.  Olası bir sezaryen durumuna tedbir olarak o saatten sonra bir şey yememe içmeme izin olmadığını söylediler. Doğal doğum yapacaktım ama ben neden yasaktı? Oysa ki ben hastane çantama hurma koymuştum, doğum dalgaları sırasında yiyecektim, değil hurma 2 yudum suyu bile çok gördüler. Ne kasılmam ne dalgam vardı, 08.00 sıraları olmalı suyum geldi.

Doktorum geldi, "Açıklık 3 cm, epidural istiyorsan yapalım sonra geç olacak" dedi, istemedim, "Emin misin?", "Evet, eminim." " Bu süreç ne kadar sürer? " diye gereksiz ve oldukça saçma bir soru sordum. "Bilemeyiz, bekleyip göreceğiz." Onca hafta beklemişim, şükür ki sağlıkla bu aşamaya gelmişim, hala şurada 2-3 saatin hesabını yapıyorum, cık cık... Beklemeye başladık. Odada lavman yapıldı, serum taktılar, biri bebek aç kalmasın diye şeker diğeri suni sancı. "Suni sancıya ne gerek var?" dedim, bu konuyu çok düşünmüştüm, sağlıkçılar bunun annenin konforu için olduğunu söylüyordu ben ise müdahalenin gereksizliğini düşünüyordum. Çok da direndim diyemem, direnseydim ne olurdu onu da bilmiyorum zaten ekip konusunda başarısız bir servisti, tecrübesiz hemşireler serum takmayı bile becerememişti, bir de bizi geçiştiren cevaplar veriliyordu. Kendimi germek istemiyordum, biraz da annemin her şeyi teftiş eder haline güvenip bir an önce her şey olsun bitsin istedim. Aynı anda iki serum gitmedi, önce besini verdiler o bitince sancı serumu açıldı, saat 11.20. Koridorda yürüyüş yapmamı söylediler, bir aşağı bir yukarı yürüyorum...


Servis hemşirelerinden biri annemin eski stajyer öğrencisi çıktı, dünya küçük muhabbetleri edildi, kız bana dönüp "Allah kurtarsın" bakışı attı, "epiduralli olacak değil mi?" . "Hayır." Oldukça şaşırdı; " Emin misin?." "Evet." Serum yarıya geldi, bende hala dalga yok. Yürümekten sıkıldım. Odaya döndüm. Çok açım, açlığa hiç dayanamam ve doğum için enerji lazım. Gizli gizli 2 hurma yiyorum, birkaç yudum su içiyorum. Yavaş yavaş regl kramplarına benzer dalgalar gelmeye başladı. Seviniyorum. Heyecanlanıyorum. Babam yanımda gazete okuyor, eşim de yanımda. 12.30 sıraları, iş yerinden bir arkadaşımız geldi. Annem yanımda, tepkilerimden dalgaların şiddetini kestirmeye çalışıyor. Arkadaşım, endişeli anneme" siz şimdi yormayın kendinizi, size çok ihtiyaç olacak." diyor. Annemin söylenen hiçbir şeyi duymadığına ama nezaketinden çaktırmamaya çalıştığına eminim, nefes alıp veriyorum, gözlerim kapalı hayalimdeki mumlara 12-13'e kadar sayarak tek nefesle üflüyorum. Gözüm saatte, dalgalar kaç dakikada bir geliyor, ne kadar sürüyor süre tutuyorum.

Açık ama sesi kısık televizyonda Müslüm Gürses'le ilgili haberler var, hastanede diyorlar. Görüntü var ses yok, aynı haberler dönüp duruyor, sinir oluyorum. Bari sesini açsalar, kumanda nerede?Arkadaşım gidiyor. 13.15 sıraları, dalgalar kuvvetli, mumları daha uzun sürede bir buçuk nefesle söndürebiliyorum. Eşim yanımda, elini sıkıyorum, saçlarımı okşuyor. Anneme" ıkınma hissi geliyor" diyorum. Annem oralı değil, hem kendi hem de meslek hayatından tecrübe ettikleri ile kıyaslıyor süreci, " daha çok erken" diyor, 15-20 dk önce ebe gelip bakmıştı, açıklık 4-5 cm'ydi. Dalgalar geldikçe kendimi sıkamamaya başlıyorum, henüz hiç gıkım çıkmamış, ha gayret devam. "Anne, tutamıyorum, ıkınma hissi var birilerini çağırın baksınlar." O sırada serviste olan doktorum annemin ebelerle konuşmasını duyup geliyor, açıklığı kontrol ediyor "Haydi doğumhaneye". diyor, nasıl???? Orada ne kadar kalacağım ki, biraz daha odamda dursaydım.


Tekerlekli sandalyeye oturtuyorlar, eşime, anneme, babama bakarak uzaklaşıyorum, yüzlerinde heyecan, sevinç, endişe hepsi ayrı ayrı açıkça okunuyor. Hooop doğumhanedeyim. Doktor giyinmiş kuşanmış," Yeşiller açmış" diyesim geliyor. "Haydi yat masaya.""Biraz müsaade edin, şu an kalkamıyorum". "Bebeğin geliyor, kafasına oturacaksın!" lafını duymamla kalkıp masaya yatmam bir oluyor. Haydi başlıyoruz.

"Şimdi ıkınma hissi gelince sen de ıkınacaksın".
O kadar okudum, hazırladım kendimi, ıkınmak yok, itmek var, böyle de takılırım kelimelere.
Tüm gücüm ve nefesimle oğlumu itiyorum. 
1,2.
"Haydi harikasın, geliyor.". 3. nefeste doktor ve ebeler bağırıyor, "Dur dur, geldi bebek!"
Saat:13.33
Nasıl? Bu kadar mıydı? Geldi mi? Şaka mı? 
Doktor, ayaklarından tutup baş aşağı salladığı oğlumu gösteriyor "Bak annesi oğluna!" 
Masadan doğrulup ona bakıyorum. 
Ne kadar güzelsin oğlum!3 kez ardı ardına "yavrum benim" diyorum, ağlamaya başlıyorum. Defalarca şükrediyorum.
Doktor, "bebeği hazırlayıp getirsinler" diyor. Onu alıp oradan gidesim var, bıraksalar ya.
Gerisi dikiş nakış işleri. Bir türlü bitmek bilmiyor, belki 10 dakika ama bana saatler gibi geliyor. Bebeğimi giydirmişler, gösteriyorlar, "Apgar kaç?" diye soruyorum, tahminen çok bilmiş ve sinir bozucuyum, serumu takamayan aynı ebe, "9-10" diye geçiştiriyor beni, bir dakika, üzerindekiler benim hazırladıklarım değil, "neden bunları giydirdiniz?"," bunlar bizim hediyemiz" diyorlar ve hastanenin logosu bulunan mavi kıyafetleri içindeki oğlumu götürüyorlar.

Odaya gidiyorum, oğlum benden önce gitmiş. Herkese "Ne kadar güzel değil mi?" diye soruyorum. 10 dakika içinde "oğlu dünyanın en güzel bebeği sendromu"na yakalanmışım.

Çok güçlü, çok anne, çok duygusal ve aşırı ağlakım. Sol yanımda lacivert gözlerini kırpıştıran mucizeme bakıp gerçek mi hayal mi ayırdına varmaya çalışıyorum. Sanki havadayım, boşlukta.

Doktorum beni kutladı, harika bir doğumdu dedi, herkese söylenen sıradan cümlelerden diye düşündüm. Baktım annem de gayet nesnel değerlendirdi-ki bu konularda acımaz eleştirir çok mızmızsın falan der-, çok iyiydin dedi o zaman kendimi daha bir iyi hissettim. Gıkım çıkmamıştı, hani ben kendime inanmıştım falan da bu kadarını da beklemiyordum. Annem de performansıma inanamamıştı. Her şey yolunda gitmişti, oğlumun da yardımı ile başarmıştım, başarmıştık.

Doğum dalgası tam olarak şiddetli regl krampıydı. Ona her ay dayanılıyordu, doğum sırasında neden dayanılmasındı? Hem de sonunda kucağına dünyanın en güzelinden kocaman bir balık vereceklerse:)


Gebeliğin 39. , yılın 9. haftası.
1/3/2013.
Saat:13:33
Oğlum 3 kg. yumuk gözlü bir balık.
3 ve 9'un muhteşem uyumunu ilk kez farkediyorum.

Allah herkese istediği zaman bir bebek sahibi olmayı, bu mucizeyi yaşamayı nasip etsin. Amin.


Doğum olalı 2.5 bu yazıyı yazalı neredeyse 1 yıl geçmiş. Yenisinin arefesinde daha da beklemeden çıkarttım arşivden:)